Ekonomik İyileşme Yanılsamaları Paramparça: Kapitalizmin Yeni Çağı

Shamus Cooke

A Turkish translation of Capitalism’s New Era.

Wall Street Journal’da yayınlanan bir söyleşide Roubini, “Kapitalizmin kendini yıkabileceği noktasında Marks haklıydı. Piyasaların işlediğini düşündük; oysa işlemiyorlar” dedi.

Ana-akım iktisatçılar için bile, dünya ekonomisi karmakarışık ve daha da kötüleşme eğilimi içinde. Ne kadar kötü olduğu konusunda herkes farklı tahminlerde bulunuyor. Ancak yine de kesin olan bazı şeyler var: Politikacıların vadettiği iyileşme, sadece onların kafaları içinde hüküm sürüyordu. Durumun gerçekliği, içi boş iyileşme vaatlerine umutla sarılmış dünya genelindeki milyonlar için şimdi apaçık ortada.Yeni oluşan bu farkındalık politik alanda ve daha da önemlisi sokaklarda ifadesini kaçınılmaz biçimde  bulacak.

Ortaya çıkan bu kitlesel farkındalığın kilit unsuru, Büyük Resesyon’un ürünleri olan yüksek işsizliğe ve politikacıların  emekçi kitlelere zorla dayattığı bu son derece itibarsız politikalara karşı verilecek cevaptır. Politikacılar kemer sıkma politikalarına zorlamaları nedeniyle “piyasalar”ı suçluyor; oysa “piyasalar” sadece zenginlerin paralarını yatırdıkları yerlerdir. Yatırdıkları bu paraların yatırımcılara kârlı dönüşünü garanti etmek, tüm dünyada iş yasalarının mıncıklanmasını ve sosyal programların tasfiyesini gerektirir.

Örneğin İspanya, kemer sıma politikalarının zorla dayatıldığı birçok ülkeden biri. Reuters’in aktardığına  göre:

“BNP Paribas araştırmacısı Luigi Speranza, ‘Araştırmacalar İspanya’yı rekabet gücüne yeniden kavuşturmak için ülkenin katı [işçileri koruyan] iş yasalarının köklü biçimde değiştirilerek, işe alma ve işten çıkarma koşullarının gevşetilmesinin (böylelikle yaşlı, eylemci ve yavaş işçiler işlerinden atılabilir)  hayati önemde olduğunu kabul ediyor. İş reformları çok önemli. Büyüme bu olumsuz eğilimlerden tek çıkış yoludur’ dedi”(27 Mayıs, 2010).

Özetle işçilerin daha sıkı çalışmasını sağlayacak yeni yasalar yapmak, İspanyol şirketlerin kârlılığı açısından daha iyi olacak.

Guardian’a göre, Yunanistan buna benzer bir kemer sıkma planıyla karşı karşıya:

“Vergi artışları, harcama kesintileri, ücret indirimleri ve büyük ölçekli bir özelleştirme programı, Uluslararası Para Fonu’yla Avrupa Birliği’nin verdikleri mali destek karşılığında yüksek bir bedel istediklerini  savunan görüşlerle, Yunanistan’da şiddetli protestoların ortaya çıkmasına yol açtı” (2 Ağustos, 2011).

ABD’de bu politikalar, kamu iş kolunda faaliyet gösteren sendikaları, Sosyal Güvenlik Sistemi’ni, yaşlılar için devlet sağlık sigortası’nı ve yoksullara sağlık yardımı’nı hedefleyen saldırılarda ifadesini bulurken, kitlesel işsizliğin işçilere daha düşük ücret vermenin en etkili yolu olarak varlığını sürdürmesine izin veriliyor.

Politikacılar ekonomik büyümenin ve özellikle şirket kârlarının bu işçi karşıtı politikalar karşılığında artacağını açıkladı. Yalnızca kısmen haklılar. Aslında şirket kârlarında yükseliş var, fakat kemer sıkma politikaları ABD ve Avrupa Birliği genelindeki durgun ekonomilerin de sorumlusu oldu. İşçi ücretleri düşürülerek sosyal programlar önemli ölçüde zayıflatıldığında emekçilere ve yoksul sosyal kesimlere temel ihtiyaç maddeleri dışında bir şeyler satın alacak çok az para kalıyor. Şirketler ise ürettikleri ürünler için tüketici talebi olmayınca faaliyetlerinde daha da fazla kısıntı yapma yoluna gidiyor.  Onyıllardır oluşmakta olan bu küresel dinamik,  resesyonla birlikte nihayet sorunu ön plana çıkarttı.

Reagan ve Thatcher yönetimleri, bugün hakim olan ve emek hareketleriyle kazanılmış ücret düzeylerini ve sosyal programları geri püskürtmeyi amaçlayan eğilimin II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki ilk batılı temsilcileriydiler. Onların politikaları 1970’lerde başlayıp bugünde değin süren düşük şirket kârlarına bir cevaptı. Şimdi tüm Avrupa sıkıntı çekiyor, çünkü bankalar ve şirketler daha fazla kâr-dostane bir ticaret çevresi- istiyorlar: Hem genel sağlık hizmeti ve eğitim programları tehlikede, hem de ücretler ve diğer sosyal yardımlar saldırı altında.

Zenginler ve şirketler için bu bir ölüm kalım mücadelesidir. Büyük Resesyon zaten un ufak olan piyasa ekonomisi koşullarında hayatta kalma yeteneğine sahip olmayan bankaları ve şirketleri batırdı. Bu nedenle şirketler işçilerini daha düşük ücretler karşılığında daha fazla ezmeye çalışıyor, çünkü emek her iş için en esnek maliyettir. Dolayısıyla emek maliyetini aşağı itmek-bu bunun uzantısı olarak da sosyal programlarda kesintiye gitmek- dünya genelinde şirketlerin ve onların maaşlı politikacılarının temel önceliğidir, çünkü küresel ekonomi sıkı bağlarla örülmüş bir bütün ve onlar tamamen piyasanın berbat kurallarıyla oynuyor. Kurumsal seçkinlerin bu politikaları şiddetle izlemesi, aslında onların küresel ekonomiye olumsuz bakış açılarının da bir yansımasıdır.

Bu durum küresel kapitalizmde geçmiş kuşakların piyasa ekonomisini taklit eden yeni bir çağı tesis ediyor. 2008 resesyonu geçici bir olay değildi; aksine kurumsal seçkinler ve emekçi halk kitleleri arasında yeni ve daha kârlı bir denge arandığı için,  bu seçkinlerin sosyal ilişkileri yeniden yapılandırmaya giriştiği, ücretle ilgili eski varsayımların ve sosyal programların yıkılmasını amaçlayan yeni bir dönemi başlatıcı bir olaydı.

Bu ülke ülke yeniden yapılanmada örtük biçimde var olan  şey ise demokrasinin sınırlandırılmasıdır, çünkü bu işçi karşıtı politikalar nüfusun büyük çoğunluğunu olumsuz etkiliyor. Londra’daki isyanlar, tıpkı Avrupa ve Ortadoğu genelindeki kitlesel protesto gösterilerinde olduğu gibi bunun bir ifadesidir. ABD’de demokrasi,  görevi yaşlılar için devlet sağlık sigortası’nda, yoksullara sağlık yardımın’da ve Sosyal Güvenlik’te kesintiler yapmak olan Üst Meclis tarafından kısıtlanıyor. Avrupa genlindeki Kemer sıkma programları çalışan nüfusların istekleri hiçe sayılarak yürürlüğe sokuluyor.

Kurumsal seçkinlerin işçi sınıfının öfkesini –ABD’de Çay partisi gibi sahte popülist hareketlere ya da müslümanlar ve göçmenler gibi azınlıklık gruplara yönlendirme çabaları da emekçi halka yapılan bu saldırı dahilindedir.

Bu koşullar emekçilerin hem onlara yapılan saldırılara karşı dikkatli olmalarını, hem de kurumsal seçkinlerin yürürlüğe sokmaya çalıştığı politikalara karşı seçenek olabilecek politikalar üzerinde odaklanmalarını gerektiriyor.

Emekçi halkın en acil ve önemli talebi zenginlerin ve şirketlerin vergilendirilmesidir, çünkü sosyal programlara kaynak sağlanması, onların genişletilmesi gerekiyor; ve güçlü, yeşil bileşeni de olan büyük çaplı bir iş programı son derece gecikmiş durumdadır. Kemer sıkma planlarında zengine nadiren vergi konması tesadüf değildir; zengine veri konduğu nadir durumlarda ise, bu, düşük oranlı ama probagandif bir vergidir; böylelikle öfkeli halk, “ortaklaşa özveri” yanılsamasının bir gerçek olduğunu düşünecek.

Örneğin ABD’de Başkan Obama yine, Bush’un zenginler için yürürlüğe soktuğu vergi indirimi uygulamasına (bu uygulamanın yaklaşık bir yıl daha sürdürülmesini kabul ettikten  sonra) son verme çağrısında bulunuyor.  Bush’un vergi indirimlerine son verileceği şüpheli, fakat son verilse bile bu yeterli olmayacak. Emekçilerin zenginlere konan vergilerin en az Reagan öncesi düzeylere (yüzde 70) yükseltilmesini talep etmesi gerekiyor; en iyisi ise Başkan Eisenhower  düzeyleri (yüzde 90) olacaktır. Onyıllardır vergi yükü keskin biçimde değişerek, servetin nüfusun yüzde 1’lik tepe kesimine ait banka hesaplarında birikmesine neden oldu. Bu aynı grup, yaptığı yatırımların güvenceye alınması ve şirket kârlarının yüksek kalması için şimdi sosyal programların tasfiyesini talep ediyor.

Ekonomik iyileşme yanılsamaları yıkıldığından  itibaren,  büyük çaplı iş programlarına finansman sağlanması amacıyla zenginlerin ve şirketlerin vergilendirilmesi için işçi sendikalarının ve toplumsal grupların birleşmesini talep etmek emekçilere bağlıdır. Neyse ki AFL-CIO, Sosyal Güvenlik, yaşlılar için devlet sağlık sigortası ve yoksullara sağlık yardımı alanlarındaki kesintilere karşı ve büyük çaplı iş iş programı talebiyle Ekim’ ayının ilk haftası için büyük eylemler örgütlüyor. Emek hareketi içindeki birçok çevre, 1 Ekim tarihinde ülke çapında gösteriler için çağrıda bulundu. Ekonomik krize olumlu yönde bir çözüm için emekçileri birleştiren bu eylem tipleri etkili olacak.

Çevren: K.Tunca

Shamus Cooke is a social service worker, trade unionist, and writer for Workers Action. He can be reached at portland@workerscompass.org